Yerelden Cumhura: Türkiye Siyaseti Kritik Eşik, Siyasi Müdahale ve Sorumluluklar

 

K orkulan olmadı ve AK Parti, karşısındaki bütünlüklü ittifaka rağmen 30 Mart seçimlerinden büyük bir
zaferle çıktı. AK Parti’nin 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde Türkiye genelinde aldığı oy oranı yüzde
46’ya yakın. 2009 yerel seçimleriyle kıyaslandığında, AK Parti oylarında hatırı sayılır oranda bir artış var.
Geride bıraktığımız 2014 yerel seçimleri, “yerel” nitelikli olmasına karşın, belki tarihinde ilk defa bu kadar
dozu yüksek bir olağanüstü nitelik kazanmıştır. Bu durum, meselenin hem uluslar arası boyutlu hem de
devlete yönelik olması gibi iki boyutun ön plana çıkarılmasını sağlamıştır. Diğer yandan, şu anda devlet
ve yargı organlarının zafiyet içinde olmaları, hukuk sisteminin dağınıklığı, siyasi hesaplar vb. iddia edilen
birçok konular, seçimlerin olağanüstülük dozunu arttıran diğer etkenlerdir.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,’nun seçimlerden sonra Hürriyet gazetesine yapmış olduğu
açıklamada yerel seçimlerde küçük şehirlerde MHP üzerinden, büyük şehirlerde ise CHP üzerinden bir
ittifak yapıldığını farkında olmadan itiraf etti. Bu seçimin en önemli bir başka özelliği de, parlamento dışı
bir faktör olarak Gülen hareketinin ve onun lideri Fethullah Gülen’in AK Parti karşısında bir cephe savaşına
girmiş olmasıdır. Kendi tabanının düşüncesi ile asla uyuşmayan CHP’ye, AK Parti karşısında destek vermesi,
kadrolarını bir CHP kadrosu gibi cepheye sürmesi, ev ev dolaştırması, bu seçimin en çok konuşulacak
yönlerinden biridir. Seçimlerde AK Parti’nin değil daha çok Recep Tayyip Erdoğan’ın hedefte olmasından
dolayı AK Parti teşkilatları karizma odaklı bir seçim stratejisi uygulamış ve istenen neticeyi elde etmiştir.
Muhalif cephenin Türkiye’nin farklı katmanlarına dair taleplerin hiçbirini, siyaset düzlemine yükseltecek bir
ufuk ve vizyonu gösterememiş, tam tersine bütün zafiyetlerine rağmen AK Parti’nin bu konudaki performansının
daha güçlü olduğu bir defa daha görülmüştür.
Kelamı kibar sadedinde bir söz “Halkın gözü terazidir” der. Bu söz, 30 Mart 2014 yerel seçimlerinin
sonuçlarını anlamak bakımından son derece önemlidir. Gezi Parkı olaylarıyla başlayan sürecin gölgesi altında
yapılan bu seçim, toplumsal mühendislik stratejilerinin yoğun bir şekilde uygulandığı bir seçim dönemi
olarak tarihe geçecektir. Başka ülkelerdeki kadife darbe süreçlerinin olmazsa olmazı olan, seçim sonrası
sokak hareketlerine dair ufak denemelerin yapılmış olması da bunun bir göstergesidir. “Hırsızlık ve vatan
hainliği” düzleminde yürütülen bir seçim kampanyasının, genel olarak ülkeye, millete ve özel olarak da
İslâmcılara maliyetinin ne olduğu/ne olacağı, Türkiye’nin ne kazanıp ne kaybettiği, önümüzdeki günlerde
sorgulanması gereken en hayati konulardan biridir.
Şimdi AK Parti’ye düşen en önemli görev, artık kutuplaşmayı bitirecek yeni söylemler
geliştirmek, ge rilimin dozunu düşürmek ve en önemlisi toplumun çok farklı kesimlerini dinlemeye ve
onların taleplerini siyaset katına yükseltmeye çalışmak olmalıdır. Buna, yolsuzluklara karşı ciddi mücadele
içinde olduğunu göstermeyi ve asla yolsuzluklara izin vermeme tavrını da eklemeliyiz.
Seçimin hemen akabinde Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin tartışmaların başlamış olması, bu seçimlerde
elde edilen neticenin bir bakıma ilk yarı skoru olduğunu düşündürmektedir. Zira CHP’nin seçimlerde
yaşamış olduğu mağlubiyetten ziyade Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin olarak açıklama yapması dikkate
alınmalıdır. The Wall Street Journal’a konuşan Kemal Kılıçdaroğlu Ağustos ayında gerçekleştirilecek
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalefetin tek bir aday desteklemesine, o adayın siyasi kimliği öne
çıkmamış biri olması koşuluyla yeşil ışık yaktı. BDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan, Reuters’a yaptığı
açıklamalarda, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde BDP tabanının, aday olması durumunda Erdoğan’a destek
verip vermemesinin “Çözüm Süreci”nde atacağı adımlara bağlı olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise, Köşk’e bir partinin mensubu olarak geldiğini hatırlatarak, Cumhurbaşkanlığı
için Başbakan Erdoğan ile oturuap detaylı bir şekilde konuştuktan sonra bir karara varacaklarını
söyledi. Başbakan Erdoğan da kendisine yöneltilen soruya, “Cumhurbaşkanımızın, bu konuyu aramızda
müzakere ederek karara varırız, kanaatini paylaşıyorum” cevabını verdi. Bütün bu açıklamalar Türkiye’de
seçimlerin kritik eşiği olan ilk etabın tamamlandığını ve herkesin artık Cumhurbaşkanlığı seçimlerine
odaklandığını gösteriyor. Cumhurbaşkanlığı seçim sürecini planlamak, şu anda AK Parti için, aynı zamanda
Başbakanlığı, Hükümeti, partiyi ve Türkiye’nin geleceğini planlamak anlamına geliyor.
Yeni sayımızda buluşmak temennisiyle

 

EDİTÖR                                                    Nisan 2014, Sayı:236, Sayfa:1

Korkulan olmadı ve AK Parti, karşısındaki bütünlüklü ittifaka rağmen 30 Mart seçimlerinden büyük bir zaferle çıktı. AK Parti’nin 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde Türkiye genelinde aldığı oy oranı yüzde 46’ya yakın. 2009 yerel seçimleriyle kıyaslandığında, AK Parti oylarında hatırı sayılır oranda bir artış var. Geride bıraktığımız 2014 yerel seçimleri, “yerel” nitelikli olmasına karşın, belki tarihinde ilk defa bu kadar dozu yüksek bir olağanüstü nitelik kazanmıştır. Bu durum, meselenin hem uluslar arası boyutlu hem de devlete yönelik olması gibi iki boyutun ön plana çıkarılmasını sağlamıştır. Diğer yandan, şu anda devlet ve yargı organlarının zafiyet içinde olmaları, hukuk sisteminin dağınıklığı, siyasi hesaplar vb. iddia edilen birçok konular, seçimlerin olağan üstülük dozunu arttıran diğer etkenlerdir. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçimlerden sonra Hürriyet gazetesine yapmış olduğu açıklamada yerel seçimlerde küçük şehirlerde MHP üzerinden, büyük şehirlerde ise CHP üzerinden bir ittifak yapıldığını farkında olmadan itiraf etti. Bu seçimin en önemli bir başka özelliği de, parlamento dışı bir faktör olarak Gülen hareketinin ve onun lideri Fethullah Gülen’in AK Parti karşısında bir cephe savaşına girmiş olmasıdır. Kendi tabanının düşüncesi ile asla uyuşmayan CHP’ye, AK Parti karşısında destek vermesi, kadrolarını bir CHP kadrosu gibi cepheye sürmesi, ev ev dolaştırması, bu seçimin en çok konuşulacak yönlerinden biridir. Seçimlerde AK Parti’nin değil daha çok Recep Tayyip Erdoğan’ın hedefte olmasından dolayı AK Parti teşkilatları karizma odaklı bir seçim stratejisi uygulamış ve istenen neticeyi elde etmiştir. Muhalif cephenin Türkiye’nin farklı katmanlarına dair taleplerin hiçbirini, siyaset düzlemine yükseltecek birufuk ve vizyonu gösterememiş, tam tersine bütün zafiyetlerine rağmen AK Parti’nin bu konudaki performansının daha güçlü olduğu bir defa daha görülmüştür. Kelamı kibar sadedinde bir söz “Halkın gözü terazidir” der. Bu söz, 30 Mart 2014 yerel seçimlerinin sonuçlarını anlamak bakımından son derece önemlidir. Gezi Parkı olaylarıyla başlayan sürecin gölgesi altında yapılan bu seçim, toplumsal mühendislik stratejilerinin yoğun bir şekilde uygulandığı bir seçim dönemi olarak tarihe geçecektir. Başka ülkelerdeki kadife darbe süreçlerinin olmazsa olmazı olan, seçim sonrası sokak hareketlerine dair ufak denemelerin yapılmış olması da bunun bir göstergesidir. “Hırsızlık ve vatan hainliği” düzleminde yürütülen bir seçim kampanyasının, genel olarak ülkeye, millete ve özel olarak da İslâmcılara maliyetinin ne olduğu/ne olacağı, Türkiye’nin ne kazanıp ne kaybettiği, önümüzdeki günlerde sorgulanması gereken en hayati konulardan biridir. Şimdi AK Parti’ye düşen en önemli görev, artık kutuplaşmayı bitirecek yeni söylemler geliştirmek, gerilimin dozunu düşürmek ve en önemlisi toplumun çok farklı kesimlerini dinlemeye ve onların taleplerini siyaset katına yükseltmeye çalışmak olmalıdır. Buna, yolsuzluklara karşı ciddi mücadele içinde olduğunu göstermeyi ve asla yolsuzluklara izin vermeme tavrını da eklemeliyiz. Seçimin hemen akabinde Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin tartışmaların başlamış olması, bu seçimlerde elde edilen neticenin bir bakıma ilk yarı skoru olduğunu düşündürmektedir. Zira CHP’nin seçimlerde yaşamış olduğu mağlubiyetten ziyade Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin olarak açıklama yapması dikkate alınmalıdır. The Wall Street Journal’a konuşan Kemal Kılıçdaroğlu Ağustos ayında gerçekleştirilecek Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalefetin tek bir aday desteklemesine, o adayın siyasi kimliği öne çıkmamış biri olması koşuluyla yeşil ışık yaktı. BDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan, Reuters’a yaptığı açıklamalarda, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde BDP tabanının, aday olması durumunda Erdoğan’a destek verip vermemesinin “Çözüm Süreci”nde atacağı adımlara bağlı olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise, Köşk’e bir partinin mensubu olarak geldiğini hatırlatarak, Cumhurbaşkanlığı için Başbakan Erdoğan ile oturup detaylı bir şekilde konuştuktan sonra bir karara varacaklarını söyledi. Başbakan Erdoğan da kendisine yöneltilen soruya, “Cumhurbaşkanımızın, bu konuyu aramızda müzakere ederek karara varırız, kanaatini paylaşıyorum” cevabını verdi. Bütün bu açıklamalar Türkiye’de seçimlerin kritik eşiği olan ilk etabın tamamlandığını ve herkesin artık Cumhurbaşkanlığı seçimlerine odaklandığını gösteriyor. Cumhurbaşkanlığı seçim sürecini planlamak, şu anda AK Parti için, aynı zamanda Başbakanlığı, Hükümeti, partiyi ve Türkiye’nin geleceğini planlamak anlamına geliyor. Yeni sayımızda buluşmak temennisiyle.


  • Sayı: 300
  • Sayı: 299
  • Sayı: 298
  • Sayı: 297
  • Sayı: 296
  • Sayı: 295
  • Sayı: 294
  • Sayı: 293
  • Sayı: 292
  • Sayı: 291
  • Sayı: 290
  • Sayı: 289