Umran Haziran 2022/334. Sayı Çıktı!

 

ROGER GARAUDY

VARLIK FELSEFESİNDEN EYLEM FELSEFESİNE

On yıllar önce çevrilmiş küçük bir kitabın hikâyesi, bir düşünürün güzergâhı üzerinden geleceğin hikâyesinin en azından genel bir çerçevesini sunma kudretine sahip olabilir. Türkiye Roger Garaudy adını,  İslâm gerçeğine hakkaniyetli bir yaklaşım denemesi niteliğindeki Arap- İslâm Medeniyetinin Tarihî Katkısı (1946) kitabının Sosyalizm ve İslâmiyet adıyla 1965 senesinde Türkçeye tercümesiyle başlayan tartışmalarla duydu.  Hiç şüphesiz Garaudy külliyatı içinde çok önemli yerinin bulunmadığı söylenebilir bu kitabın fakat bir hayatın ve düşüncenin esaslı noktalarına temas ettiği için bu kitabın neşri başlı başına bir olaydır. Tıpkı Kıyısız Bir Gerçekçilik, İslâm’ın Vadettikleri, Yaşayanlara Çağrı, Entegrizm, İnsanlığın Medeniyet Destanı, Siyonizm Dosyası, Batı Terörü, İsrail Mitler ve Terör gibi.

1960’ların ortalarındaki söz konusu entelektüel müzakerenin ana eksenini sosyalizmin İslâm dini açısından uygun bir toplumsal düzen olup olmadığı teşkil ediyordu. Roger Garaudy kitabında, toprakla alakalı bir hadis üzerinden İslâmiyet’te mülkiyetin emeğe dayandığı gerekçesiyle sosyalizmle bir ilişki kurmayı denemişti. Meseleyi ulusalcılık zaviyesinden değerlendiren Niyazi Berkes ise Garaudy’nin Cezayir’den yola çıkarak İslâmiyet ve sosyalizm arasında kurmaya çalıştığı bağı eleştirmişti. Yine onun önemsediği İbn Rüşd’ün Avrupa düşüncesinde devrim yapan bir etkide bulunduğu hâlde, İslâm düşünce tarihinin kendinden sonraki dönemlerinde Gazali’nin etkili olduğuna da işaret etmişti. Aslında yıllar önceki bu tartışmalara zemin teşkil eden kitaptaki bazı meselelere yönelmenin önemli ve dikkate değer ipuçları sunduğunu fark etmemek imkânsızdır. Mesela Garaudy’nin arayışlarının çeşitliliği içinde, hayatının esasını teşkil eden düşüncenin varlık felsefesinden eylem felsefesine geçiş olduğunu kavramak kolaylaşır. Çünkü siyasi hayat bakımından mesela dinle ilgili tek istikametli yorumlara karşı verilen mücadelenin erken tarihli izleri vardır burada. Tüm bunlar ise Cezayir’de karşılaştığı ve dünyadan değil, dünyanın çürüyüp kokuşmuş yanlarından kopup uzaklaşan sufilerle görüşmesiyle doğrudan bağlantılıdır. Geleceğin insanlarına dünü hatırlatan Garaudy, hayatın ana meselesine yani imanın dışa vuran ifadesi olarak eyleme yeni bir bakış açısı kazanmıştır artık. Siyaset, estetik ve din odaklı pek çok mesele üzerine kitap üstüne kitap yazan Garaudy, çamurlu yollarda bocalamakta olan yaşayanlara çağrısını her zaman çok açık ve net bir biçimde yinelemiştir.

Derin bilgisi ve günceli yakalamasıyla insanları temel tartışmalara yönelten Garaudy’nin vefatının onuncu yılında yeniden hatırlanması gerektiğini düşünüyoruz. Geçitleri de çıkmazları da içeren mücadele dolu bir hayata ağıt yakmak için değil elbette. Belli meselelere dikkat çektiği için kendisine karşı kin ve öfkelerin boşaldığı, aleyhine sahte ve asılsızca ithamların yapıldığı Garaudy haklı mücadelesiyle özellikle 1980’lerden sonraki entelektüel ve siyasi tartışmalara damga vurdu. Entelektüel ve siyasi linç girişimleriyle unutturulmaya çalışılsa da daima kavşaklara çarpan bakışlarının cesareti her zaman takdir edildi.

Şurası son derece açıktır ki sırf son yüzyılların mühtedileri değil, tarih boyunca süregelen mühtediler birbirinden farklı çizgilere sahip olagelmişlerdir. Bunlardan Roger Garaudy pek çok mühtedi gibi bir din arayışı veya bazı hesap dışı şartların yönlendirmesiyle İslâmiyet’i benimsemiş değildir, gözlem ve tasarımlarından elde ettiği bir ideal sistemin İslâm’da olduğunu görerek bu dini seçmiştir. Filistinlilerin topraklarını işgal eden ve işledikleri cinayetleri, tarihî tahrif edip çarpıtarak haklı gösteren Siyonist sapkınlıkları gözler önüne seren Garaudy İsrail devletinin ırkçı, bozguncu ve kan dökücü politikasını tenkit ettiği için Siyonistlerin tepkisini çekmiştir. Bu yüzden İsrail Mitler ve Terör kitabı Fransa’da yasaklanmakla kalmaz, kendisi insanlığa karşı işlenmiş suçları reddetme ve ırkçı iftiralarda bulunma suçundan hapis ve para cezasına çarptırılır. Garaudy kitabının antisemit değil, Siyonizm karşıtı olduğunun altını ısrarla çizse de davasını temyize götürme talebi kabul edilmez.

Gerçek umudu kurtarmak için çok çaba sarf eden Garaudy Cervantes’in Don Kişot romanının karakterinin nasıl yorumlanması gerektiğine dair de değerli katkılarda bulundu. İslâm’la tanıştıktan sonra geçen ömrünü İslâmî yenilenmenin nasıl ve hangi esaslar üzerine inşa edilebileceğine adayan ve İslâm âlemine ilham veren Garaudy, tarihte yok sayılan, görmezden gelinen gelişmeleri işaret ederek nasıl bir dünya algısının inşa edildiğini gösterdi.  İlim, irfan ve aşkla insanın Allah’a ihtiyacını haykıran Garaudy derin tefekkürü ile, İslâm felsefesinin hidayet ve hayat tarzı üstüne bir düşünme olduğunu dile getirdi.

Hakikati yalın ve sınırsız bir biçimde ortaya koyan manifesto mahiyetindeki eserleri şafakları pek az olan yirminci yüzyıldaki düşünce yolculuğunun haritasını verir okurlarına. Her kuşaktan okuruyla kesintisiz bağ kurmuş; türünün özgün örnekleri arasında gösterilmiş; çıktığı dönemde beğenilmiş, üstüne çokça konuşulup yazılmış bu kitaplar tabiatla, insanlarla ve yaratanla başka türlü ilişkiler tasarlamıştır. Dünyanın bilgeliklerine kulak vererek kültürel intihara yol açan entegrizme odaklanmıştır mesela. Bu durum kalbi daima en geniş ufuklara açılan Garaudy nazarında bir tür itikattır, bağlanmadır, ancak sahih iman değildir. Kitabının ilham ettiği düşüncelerin her biri, şahsi meseleleri ideolojiye karıştırıp bulanıklığı vahim kılanların zanlarını anlamsız hâle getirir.

Muhakkak ki Garaudy’nin sosyalizme dinî bir veçhe kazandırmanın ötesinde kurtuluş teolojisinin açtığı perspektife erken tarihlerde yönelmesi yeryüzünün lanetlileri diye anabileceğimiz dünyadan gelen çığlıkları duymasıyla bağlantılıdır. Zulüm ve haksızlıkları soylu bir öfkeyle açıklayıp kınamakla kalmadı fakat aynı zamanda istikametin yaratıcı hayallerini de haber vererek tarihi umut yüklü bir geleceğe açtı. Dünyaya dayatılan pazar tek tanrıcılığıyla Batı tarzı büyüme modelinin allanıp pullandığı yıllarda, insanlığın kaderi konusunda duyduğu endişeyle kaleme aldığı Allah’a İhtiyacımız Var mı? kitabında son derece öldürücü olan küreselleşme modelinin dünyaya her iki günde bir Hiroşima’ya mal olduğunu cesurca ortaya koymuştu. Bin bir çıkmaz yola ve kaosa karşı tek bir seçenek olduğunu haykırdı.  Endüstriyel barbarlığın cangılında yaşayan gaddar ve merhametsiz insanlığa Allah’ı hatırlatmak aynı zamanda anlamın umudu olan insanın yaratıcı eylemine dikkat çekmeye matuftur. İslâm’ın camilere işlenmiş mesajını, yeni gözlere okuduğu Türkiye ziyareti bağlamında şunları yazacaktır: “Süleymaniye’de bize sonsuzluk telkin ediliyor. Ama başka türlü: İç tedirginliğin değil, aklın ritmik mekânıdır orası.”

Şüphesiz aşina olduğumuz bir düşünürü, her şeyden önce savunduklarını, bahsettiği konudaki zevkini, hassasiyetini, coşkularını esas alarak ve elbette hatalarını, yanılgılarını göz ardı etmeden değerlendirmeliyiz. Ağzı kapatan ve tartışmayı imkânsız kılan tutum ve tavırlardan ziyade faal bir tefekkürü esas almanın yanında yaratıcı muhayyile gücüne sahip olmalıyız. İşte nihayet içtenliği, cesareti, yenilmez umuduyla Garaudy’nin kitaplarını okurken, onunla birlikte tefekkür ederken, belki de onunla tartışırken, başka türlü yaşama ideali bağlamında neyi kaybettiğimizi tekrar hatırlıyoruz.

Yeni sayımızda buluşmak temennisiyle.

                                                                                                                                      Umran


  • Sayı: 359
  • Sayı: 358
  • Sayı: 357
  • Sayı: 356
  • Sayı: 355
  • Sayı: 354
  • Sayı: 353
  • Sayı: 352
  • Sayı: 351
  • Sayı: 350
  • Sayı: 349
  • Sayı: 348