Umran'dan

 

İkinci binyılın son asrının son çeyreğinde “nihai zafer”ini ilan edip üçüncü binyıla sorunsuz girmeye hazırlanan Batı-merkezli küresel emperyalizm, “global” değerlere meydan okuyan beklenmedik bir “uyanış”la karşılaştı: Gilles Ke- pel in Tanrının İntikamı” adını verdiği “dinî ve İlahî değerlerin geri dönüşü” olgusu “evrensel-seküler” değerlere karşı bir başkaldırı olarak algılandı; bu algılama yanlış da değildi. Tam da Komünizm’in defterinin dürüldüğü, Batılı/küresel değerlerin itirazsız egemenliğini itmam etmek üzere olduğu bir sırada sevinçleri kursakta bırakan bu gelişmeye “fundamentalizm” adı verildi. Türkçe’ye yaygın olarak “köktendincilik” olarak tercüme edilen yeni “tehlike”nin odağında ise İslam(cılık) yer alıyordu.
Böyle bir ortamda “Siyasal İslam” tabiri -Ali Bulaç’ın tesbitiyle- “amaçlı bir kodlama” olarak Islamolog oryantalistler tarafından türetildi ve hayli işlevsel olarak da istimal edildi. Bu kodlamayla Batıklar tarafından “ötekileştirilen” müs- lümanlarm siyasal aktiviteleri, daha başında “fundamentalist, köktenci, radikal...” damgasını yeyip mahkum ediliyordu.
Batıklar tarafından amaçlı olarak üretilen “Siyasal İslam” kavramının, “terör”, “vahşet”, “şiddet” gibi olumsuz imajlarla özdeşleştirilip Komünizm’den boşalan “umacı” makamına oturtulmasının (M. Emin Göksu’nun ifadesiyle Siyasal İslam’a “cephe” niteliği kazandırılmasının) ardından; müslümanların karşılaştığı bazı siyasal sorunları ve açmazları gerekçe göstererek “Siyasal İslam'ın iflas ettiğini” ilan etmek, doğrusu “yavuz hırsız”ın yüzsüzlüğünü de, el çabukluğunu da aşıyordu.
Aslında sorun, Batıklar tarafından “fundamentalizm’in odağına” yerleştirilen İslam’ın/müslümanların, Avrupa-merkezli “statüko”yu ve “globalizrn’in büyüselliğini bozan, ona itiraz eden, köklü eleştiriler getiren tek güç olmasından kaynaklanıyordu.
Ümran yazarları M. Emin Göksu, Murat Güzel, Ali Bulaç ve Yasin Alctay, “Siyasal İslam” kavramı etrafındaki tartışmaları (özellikle “iflas” ve “tükeniş” iddiaları çerçevesinde) tahlil ederken; Murat Güzel, Yıldırım Canoğlu ve Yusuf Kaplan, İslam(cılık)’ın ve müslümanların “gelecek” vizyonuna ilişkin önemli açılımlar getirmeyi deniyorlar.
Müslümanların içine düştüğü kimlik krizinin aşılmasında M. Güzel “nostalji ve ütopya” kavramlarını eksene alan “tarih bilincinin” altını çizerken; Y. Canoğlu Hz. İbrahim’in “tek başına bir ümmet” oluşu ve “muvahhid” kişiliğinden yola çıkarak “İbrahimi duruş”u öneriyor. Y. Kaplan ise, müslümanların bir kimlik krizinden ziyade şahsiyet krizi hatta medeniyet krizi yaşadıklarından hareketle “müslüman şahsiyetlerin” inşasının aynı zamanda “medeniyet inşası” demek olduğunu vurguluyor.
“Ümran”ımızı inşa edecek kutlu çabalar dileğiyle...

 

Editör                                                 Haziran 2000, Sayı:70, Sayfa:1

İkinci binyılın son asrının son çeyreğinde “nihai zafer”ini ilan edip üçüncü bin yıla sorunsuz girmeye hazırlanan Batı-merkezli küresel emperyalizm, “global” değerlere meydan okuyan beklenmedik bir “uyanış”la karşılaştı: Gilles Kepel'in "Tanrının İntikamı" adını verdiği “dinî ve İlahî değerlerin geri dönüşü” olgusu “evrensel-seküler” değerlere karşı bir başkaldırı olarak algılandı; bu algılama yanlış da değildi. Tam da Komünizm’in defterinin dürüldüğü, Batılı/küresel değerlerin itirazsız egemenliğini itmam etmek üzere olduğu bir sırada sevinçleri kursakta bırakan bu gelişmeye “fundamentalizm” adı verildi. Türkçe’ye yaygın olarak “köktendincilik” olarak tercüme edilen yeni “tehlike”nin odağında ise İslam(cılık) yer alıyordu. Böyle bir ortamda “Siyasal İslam” tabiri -Ali Bulaç’ın tesbitiyle- “amaçlı bir kodlama” olarak İslamolog oryantalistler tarafından türetildi ve hayli işlevsel olarak da istimal edildi. Bu kodlamayla Batılılar tarafından “ötekileştirilen” müslümanların siyasal aktiviteleri, daha başında “fundamentalist, köktenci, radikal...” damgasını yeyip mahkum ediliyordu. Batıklar tarafından amaçlı olarak üretilen “Siyasal İslam” kavramının, “terör”, “vahşet”, “şiddet” gibi olumsuz imajlarla özdeşleştirilip Komünizm’den boşalan “umacı” makamına oturtulmasının (M. Emin Göksu’nun ifadesiyle Siyasal İslam’a “cephe” niteliği kazandırılmasının) ardından; müslümanların karşılaştığı bazı siyasal sorunları ve açmazları gerekçe göstererek “Siyasal İslam'ın iflas ettiğini” ilan etmek, doğrusu “yavuz hırsız”ın yüzsüzlüğünü de, el çabukluğunu da aşıyordu. Aslında sorun, Batılılar tarafından “fundamentalizm’in odağına” yerleştirilen İslam’ın/müslümanların, Avrupa-merkezli “statüko”yu ve “globalizrn’in büyüselliğini bozan, ona itiraz eden, köklü eleştiriler getiren tek güç olmasından kaynaklanıyordu. Umran yazarları M. Emin Göksu, Murat Güzel, Ali Bulaç ve Yasin Aktay, “Siyasal İslam” kavramı etrafındaki tartışmaları (özellikle “iflas” ve “tükeniş” iddiaları çerçevesinde) tahlil ederken; Murat Güzel, Yıldırım Canoğlu ve Yusuf Kaplan, İslam(cılık)’ın ve müslümanların “gelecek” vizyonuna ilişkin önemli açılımlar getirmeyi deniyorlar. Müslümanların içine düştüğü kimlik krizinin aşılmasında M. Güzel “nostalji ve ütopya” kavramlarını eksene alan “tarih bilincinin” altını çizerken; Y. Canoğlu Hz. İbrahim’in “tek başına bir ümmet” oluşu ve “muvahhid” kişiliğinden yola çıkarak “İbrahimi duruş”u öneriyor. Y. Kaplan ise, müslümanların bir kimlik krizinden ziyade şahsiyet krizi hatta medeniyet krizi yaşadıklarından hareketle “müslüman şahsiyetlerin” inşasının aynı zamanda “medeniyet inşası” demek olduğunu vurguluyor. “Umran”ımızı inşa edecek kutlu çabalar dileğiyle...

 


  • Sayı: 304
  • Sayı: 303
  • Sayı: 302
  • Sayı: 301
  • Sayı: 300
  • Sayı: 299
  • Sayı: 298
  • Sayı: 297
  • Sayı: 296
  • Sayı: 295
  • Sayı: 294
  • Sayı: 293