Asrın İdraki

 

Modern zamanlarda Kur’ân’ın yorumlanması noktasında önemli çabalar ortaya
konulmuştur. Klâsik müfessirlerin yöntemlerinin çağımızda Kur’ân’a muhatap olan
insanlar nezdindeki yeterliliğini tartışma konusu eden önemli bir birikim oluşmuştur. Dünya
Müslümanlarının yaşadıkları siyasi yıkımların da etkisiyle Kur’ân’ı anlayarak “asrın idraki”ne
söyletme meselesi bir çıkış yolu olarak önerilmiştir. Geleneğin İslâm telakkisi ile çağdaş insan
arasındaki kopukluğun var olması başka bir deyişle mevcut Müslümanlık kültürü ile çağın
insanı arasında ikna görevini üstlenecek dil, içerik ve idrak unsurlarının tekabüliyet arz etmemesi
bu düşünceyi oluşturan nedenlerden biri olarak zikredilebilir.
Çağdaş İslâmcı akımın önemli hareket noktalarından biri olan Kur’ân’ı asrın idrakine söyletme
düşüncesi Kur’ân’ı anlamaya çalışma eğilimine büyük bir yaygınlık kazandırmıştır. Müslüman
dünyada Kur’ân çalışmaları Şii ve Sünni dünyada son asırda büyük bir yaygınlık kazanmıştır.
Mehmet Akif’ten Malik Bin Nebi’ye, Beheşti’den Muhammed Bakır es-Sadr’a, Seyyid Kutub’tan
Mevdudi’ye uzanan bu çizgi sorunlu yanlarına rağmen Kur’ân’ı anlama ve asrın idraki içerisinde
sunma gayreti içerisinde olmuştur. Öte yandan Kur’ân’ın ruhuna yabancı etkilerin
kuvveti altında uzanmış bulunan bütün perdeleri kaldırma ve onun hakkındaki hakikati kendi
sayfalarında aramaya vurgu yapan çabaların modernistlikle suçlandığı da olmuştur. Oysa aynı
çaba ve yönelim içinde bulunan bu düşünürler zaman zaman yanlış olduğunu düşündükleri
yaklaşımları tenkit etmekten kaçınmamışlardır. Aynı endişelere sahip iki düşünür olmaları
bakımından Seyyid Kutub’un Muhammed Abduh’a yöneltmiş olduğu eleştiriler bu noktada
hatırlanabilir. Her iki düşünür de Kur’ân’a dönülmesi gerekliliğini vurgulayıp, klasik tefsir
birikiminin bazı noktalarının aşılması gerektiği noktasında ortaklaşmalarına karşın derece
yönünden farklılaşırlar mesela. Aralarındaki fark Batı modelinden kurtularak özgün İslâmi dile
yakın olup olmama noktasında düğümlenmektedir. Abduh modernitenin kendine güveninin
oldukça yüksek olduğu bir zamanda yaşamasından dolayı bazı konularda savunmacı eğilime
sahiptir. Buna karşın Seyyid Kutub meydana gelen iki dünya savaşı sonrasında güven bunalımı
yaşayan Batı karşısında meydan okuyan eleştirel bir bakış açısının sahibidir.
Buraya kadar anlattıklarımızdan anlaşılacağı gibi, Kur’ân’ın asrın idrakine sunulması düşüncesi
etrafında bugüne kadar oluşan söylem kiplerinden biri bu yönelimi itibarsızlaştırmaya dönük
muhafazakâr bir bakışın bu sürece eşlik etmiş olmasıdır. Temel kaynaklara dönmeyi önceleyen
İslâmcılık ve modernite ilişkisi konusunda önemli sorun alanlarından birini teşkil eden “asrın
idraki” meselesini ele almanın gerekli olduğu düşüncesiyle bu sayımızda bu konuyu irdelemeyi
uygun bulduk. Modernite karşısında yenilgiye uğrayan Müslüman coğrafya niçin kaynaklara
dönmesi gerektiği konusunda önemli bir aşama kaydetmiş olsa da meselenin nasıllığı konusunda
olgunluk gösterebilmiş değildir. Mehmed Kürşad Atalar yazısında bu konuyu ele alıyor.
Yasin Aktay ise İslâmcılık tartışmalarında önemli yer tutan yerlilik ve modernlik konularına
odaklanıyor. Serkan Yorgancılar, Said Halim Paşa üzerinden buhranlarımıza dikkat çekiyor.
Susan Buck Morss ve Dilaver Demirağ ise eleştirel teori ile İslâmcılık ilişkine değinerek meselenin
küresel bir karşı kültür oluşturma boyutunu gündeme taşıyorlar.
Gündem, Yaşayan İslâm ve Kültür sayfalarımızda ise hem güne hem de gün içindeki kalıcılıklara
ışık tutan yazılar yer alıyor.
Yeni sayımızda buluşmak temennisiyle...
Umran

     Editör                                                              Aralık 2011, Sayı: 208, Sayfa: 1

     Modern zamanlarda Kur’ân’ın yorumlanması noktasında önemli çabalar ortaya konulmuştur. Klâsik müfessirlerin yöntemlerinin çağımızda Kur’ân’a muhatap olan insanlar nezdindeki yeterliliğini tartışma konusu eden önemli bir birikim oluşmuştur. Dünya Müslümanlarının yaşadıkları siyasi yıkımların da etkisiyle Kur’ân’ı anlayarak “asrın idraki” ne söyletme meselesi bir çıkış yolu olarak önerilmiştir. Geleneğin İslâm telakkisi ile çağdaş insan arasındaki kopukluğun var olması başka bir deyişle mevcut Müslümanlık kültürü ile çağın insanı arasında ikna görevini üstlenecek dil, içerik ve idrak unsurlarının tekabüliyet arz etmemesi bu düşünceyi oluşturan nedenlerden biri olarak zikredilebilir.

     Çağdaş İslâmcı akımın önemli hareket noktalarından biri olan Kur’ân’ı asrın idrakine söyletme düşüncesi Kur’ân’ı anlamaya çalışma eğilimine büyük bir yaygınlık kazandırmıştır. Müslüman dünyada Kur’ân çalışmaları Şii ve Sünni dünyada son asırda büyük bir yaygınlık kazanmıştır. Mehmet Akif’ten Malik Bin Nebi’ye, Beheşti’den Muhammed Bakır es-Sadr’a, Seyyid Kutub’tan Mevdudi’ye uzanan bu çizgi sorunlu yanlarına rağmen Kur’ân’ı anlama ve asrın idraki içerisinde sunma gayreti içerisinde olmuştur. Öte yandan Kur’ân’ın ruhuna yabancı etkilerin kuvveti altında uzanmış bulunan bütün perdeleri kaldırma ve onun hakkındaki hakikati kendi sayfalarında aramaya vurgu yapan çabaların modernistlikle suçlandığı da olmuştur. Oysa aynı çaba ve yönelim içinde bulunan bu düşünürler zaman zaman yanlış olduğunu düşündükleri yaklaşımları tenkit etmekten kaçınmamışlardır. Aynı endişelere sahip iki düşünür olmaları bakımından Seyyid Kutub’un Muhammed Abduh’a yöneltmiş olduğu eleştiriler bu noktada hatırlanabilir. Her iki düşünür de Kur’ân’a dönülmesi gerekliliğini vurgulayıp, klasik tefsir birikiminin bazı noktalarının aşılması gerektiği noktasında ortaklaşmalarına karşın derece yönünden farklılaşırlar mesela. Aralarındaki fark Batı modelinden kurtularak özgün İslâmi dile yakın olup olmama noktasında düğümlenmektedir. Abduh modernitenin kendine güveninin oldukça yüksek olduğu bir zamanda yaşamasından dolayı bazı konularda savunmacı eğilime sahiptir. Buna karşın Seyyid Kutub meydana gelen iki dünya savaşı sonrasında güven bunalımı yaşayan Batı karşısında meydan okuyan eleştirel bir bakış açısının sahibidir.

     Buraya kadar anlattıklarımızdan anlaşılacağı gibi, Kur’ân’ın asrın idrakine sunulması düşüncesi etrafında bugüne kadar oluşan söylem kiplerinden biri bu yönelimi itibarsızlaştırmaya dönük muhafazakâr bir bakışın bu sürece eşlik etmiş olmasıdır. Temel kaynaklara dönmeyi önceleyen İslâmcılık ve modernite ilişkisi konusunda önemli sorun alanlarından birini teşkil eden “asrınidraki” meselesini ele almanın gerekli olduğu düşüncesiyle bu sayımızda bu konuyu irdelemeyi uygun bulduk. Modernite karşısında yenilgiye uğrayan Müslüman coğrafya niçin kaynaklara dönmesi gerektiği konusunda önemli bir aşama kaydetmiş olsa da meselenin nasıllığı konusunda olgunluk gösterebilmiş değildir. Mehmed Kürşad Atalar yazısında bu konuyu ele alıyor. Yasin Aktay ise İslâmcılık tartışmalarında önemli yer tutan yerlilik ve modernlik konularına odaklanıyor. Serkan Yorgancılar, Said Halim Paşa üzerinden buhranlarımıza dikkat çekiyor. Susan Buck Morss ve Dilaver Demirağ ise eleştirel teori ile İslâmcılık ilişkine değinerek meselenin küresel bir karşı kültür oluşturma boyutunu gündeme taşıyorlar.

     Gündem, Yaşayan İslâm ve Kültür sayfalarımızda ise hem güne hem de gün içindeki kalıcılıklara ışık tutan yazılar yer alıyor.

     Yeni sayımızda buluşmak temennisiyle...

                                                                                                            Umran

 


  • Sayı: 304
  • Sayı: 303
  • Sayı: 302
  • Sayı: 301
  • Sayı: 300
  • Sayı: 299
  • Sayı: 298
  • Sayı: 297
  • Sayı: 296
  • Sayı: 295
  • Sayı: 294
  • Sayı: 293