Mısır : Devrimden Darbeye Batı Hegemonyası, Arap Uyanışı ve İslamcı Siyaset

 

25 Ocak 2011 devriminin gerçekleşmesinin ardından Mısır’da yeni bir dönemin kapıları açıldı. Bu yeni dönem
hem ülkenin normalleşmesi yönüyle hem de ülkenin geleceği bakımından oldukça önemli bir dönüm
noktası teşkil etmekteydi. Devrim sonrasında yapılan ilk meclis seçimlerinde Müslüman Kardeşler hareketinin siyasi
organı olan Hürriyet ve Adalet Partisi’nin seçimden açık bir zaferle çıkması batılı mahfilleri hayal kırıklığına uğrattı.
Asıl önemlisi ise siyasi parti meselesine mesafeli duran fakat kısa sürede partileşen Selefilerin Nur Partisi’nin ikinci
parti olarak seçimlerden çıkması Mısır’ın yeniden yapılanma sürecinde İslâmcıların etkin olacağını ortaya koydu.
Buna mukabil ülke içinden ve dışından gelecek çok boyutlu bir çevreleme politikasının uygulanacağının işaretleri
de görüldü.
Şunu unutmamak lazım: Ortadoğu’da laiklerin, liberallerin ve sol siyasetin meşru yollardan muktedir olmaları
mümkün değil. Ortadoğu’da, demokratik siyaset mecraları her halükârda İslâmi hareketleri güçlendiriyor. Mısır’da
yapılan meclis seçimlerinden Hürriyet ve Adalet Partisi ile Nur Partisi’nin ilk iki sırayı paylaşarak çıkmasının en
önemli nedeni, bu iki hareketin Mısır toplumunda geniş bir tabana sahip olmaları yani organizasyon kabiliyetlerinin
fevkalade yüksek oluşundan kaynaklanmaktadır. Her iki parti ve bunların dışındaki irili ufaklı İslâmcı hareketler seçim
sürecinde mensuplarını ve toplumun geri kalan kısmını hızlı bir şekilde mobilize ederek seçime hazır olarak girdiler
ve hak ettikleri zafere ulaştılar. Muhammed Mursi’nin cumhurbaşkanlığı makamına oturmasıyla tüm dünyanın gözü
Mursi’ye dolayısıyla da Müslüman Kardeşler’e çevrilmiş oldu.
Mısır’da yaşanan bu değişim süreci Mısır’da vesayet düzeninin sona erdiği anlamına gelmiyordu. Fakat bu kadarı
bile ortamın havasını değiştirmeye yetti. 3 Temmuz 2013’te gerçekleştirilen darbe aynı zamanda Ortadoğu’daki
gelişmelerin uzun vadede alacağı şekli göstermesi bakımından son derece dikkatle takip edilmesi gereken bir gelişme.
Anlaşılan o ki Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin ve Müslüman Kardeşler hareketinin Tahrir sonrasındaki süreçte
izlediği siyaset belli mahfillerde ciddi ölçüde rahatsızlık uyandırdı. Mursi’nin, göreve gelir gelmez uluslararası alanda
önemli bir çaba sarf etmesi, stratejik ülkelere düzenlediği ziyaretler, aktif, yönlendirici ve kurucu bir Mısır inşa
amacının olduğunu gözler önüne sermekteydi. Gerek bölgesel gerekse küresel aktörler Mısır toplumunun genel yapısı,
davranış biçimi üzerinden özellikle de devrim sonrasında devrimi gerçekleştiren muhalifler içinde yer alan liberal,
sol grupların tavır ve davranışları yanında Mübarek rejiminin kalıntılarının siyasal pozisyonlarından yararlanarak
Mısır’da darbe yaptılar. Mursi karşıtlarının, cumhurbaşkanlığı seçimi ve anayasa referandumu sürecinde daha örgütlü
hareket etmeleri ülke içinde Müslüman Kardeşler karşıtlığını pekiştirerek sistematik bir hale getirmeye başladı. Halk
oylaması sonucunda anayasa değişikliği yüzde 63 civarında bir oyla kabul edilmiş olsa da toplumun yüzde 30’u biraz
aşan bir kesiminin anayasa oylamasına katılması ve büyük bir kısmının referandumu protesto etmesi ülkedeki sorunlar
zincirini daha da pekiştirerek Mursi’nin önündeki engelleri artırmaya başladı.
Bugün birilerini sevindiren, seçilmiş cumhurbaşkanının kolaylıkla alaşağı edilme süreci esasında siyaset dışı bir
pozisyona tekabül ediyor. Mısır’ı bekleyen asıl en önemli tehlike, cumhurbaşkanının bu kadar kolay devrilebilmesidir.
Bir ülkede özellikle de bir devrim süreci yaşamış; kuşatma altında ağır aksak yeniden yapılanma merhalesine geçmiş
bir ülkede cumhurbaşkanının asker tarafından dış dünya ile irtibat kurularak -sırf Müslüman Kardeşler mensubu
olduğu için- devrilmesi ülkedeki istikrarsızlığı daha da körükleyecektir. Yarın başka bir cumhurbaşkanı geldiğinde
bu sefer de başkaları aynı başarısızlık söylemleri üzerinden ona karşı bir tavır oluşturup kısa sürede düşürebilirler.
Bu tehlike güçlü ve bağımsız bir Mısır’ın oluşmasını engelleyecektir. Mısır toplumunun bu sabırsız tavrı bugün çok
büyük problemleri beraberinde getirdi ve Mursi azledildi. Yarın ise benzer tavır nedeniyle daha başka ve daha büyük
problemler ülkenin geleceğini tehlikeye atabilir.
Mısır her ne kadar Tunus’tan sonra değişim sürecine girmiş olsa da bir anlamda Arap dünyasının kalbi konumunda.
Dolayısıyla burada uygulamaya konulan yeni düzen Ortadoğu’nun tümünü domin taşlarıvari etkileyecektir. Nitekim
Tunus’ta son günlerde yaşananlar, Suriye rejiminin Mısır’daki darbeyi desteklemesi ve Körfez ülkelerinin tavırları
gelecek hakkında karamsar tablolar çizilmesine neden oluyor. O nedenle yeniden şekillenen bir Ortadoğu’da üç
başkent üzerinden inşa edilebilecek bir ittifak üçgenin meydana getireceği büyük kırılmayı göz ardı etmemek gerekiyor.
Bağımsız ve güçlü bir Mısır’ın, bağımsız ve güçlü bir Türkiye’nin, devrim sürecini başarıyla tamamlamış bağımsız ve
güçlü bir Suriye’nin bir araya gelmesi, yani Ankara, Şam ve Kahire hattında güçlü bir ittifakın sağlanması demek küresel
sistemin -hassaten Ortadoğu coğrafyasında- tamamen yeniden kurgulanması ve şekillenmesi anlamına gelecektir.
Şu an itibariyle küresel güçleri korkutan şey de bu. Ve bu korkunç sonun gerçekleşmemesi için uğraşılmaktadır. Bu
yüzden Arap uyanışı önce Körfez ülkeleri marifetiyle Suriye’de boğulmaya çalışıldı, Mısır’daki darbe ise bunun devamı
olarak gerçekleşti.
Bununla birlikte Müslüman Kardeşler’in haftalardır sürdürdükleri protestolar Arap sokağının uyandığının ve artık
kolaylıkla göz ardı edilemeyeceğinin göstergesi olarak okunabilir. Bu bakımdan Mısır’daki darbe sürecinin asker
kontrolünde devam etmesi mümkün değil. Her şeye rağmen bölge artık eskisi gibi değil ve köprünün altından çok
suların geçtiği değişmez bir gerçek. Darbe yönetiminin ‘baltacılar’ marifetiyle olsun, güvenlik güçleri aracılığıyla olsun
katlettiği insan sayısının günden güne artması, krizi derinleştirmeye dönük planlı, hedefli operasyonlar yürütüldüğünü
açıkça ortaya koyuyor. Fakat netice ne olursa olsun Mısır artık hiçbir zaman Mübarek dönemindeki gibi olmayacak.
Mısır toplumu iradesine sahip çıkarak askeri rejimi devirmeyi öğrendi. Artık eskiye dönmek muhal!
Ramazan bayramınızı tebrik ediyor, yeni sayımızda buluşmayı temenni ediyoruz.
Umran

Mısır : Devrimden Darbeye  Batı Hegemonyası, Arap Uyanışı ve İslamcı Siyaset 

Umran                                                                Ağustos 2013, Sayı:228, Sayfa:1

  25 Ocak 2011 devriminin gerçekleşmesinin ardından Mısır’da yeni bir dönemin kapıları açıldı. Bu yeni dönem hem ülkenin normalleşmesi yönüyle hem de ülkenin geleceği bakımından oldukça önemli bir dönüm noktası teşkil etmekteydi. Devrim sonrasında yapılan ilk meclis seçimlerinde Müslüman Kardeşler hareketinin siyasi organı olan Hürriyet ve Adalet Partisi’nin seçimden açık bir zaferle çıkması batılı mahfilleri hayal kırıklığına uğrattı. Asıl önemlisi ise siyasi parti meselesine mesafeli duran fakat kısa sürede partileşen Selefilerin Nur Partisi’nin ikinci parti olarak seçimlerden çıkması Mısır’ın yeniden yapılanma sürecinde İslâmcıların etkin olacağını ortaya koydu. Buna mukabil ülke içinden ve dışından gelecek çok boyutlu bir çevreleme politikasının uygulanacağının işaretleride görüldü.

   Şunu unutmamak lazım: Ortadoğu’da laiklerin, liberallerin ve sol siyasetin meşru yollardan muktedir olmaları mümkün değil. Ortadoğu’da, demokratik siyaset mecraları her halükârda İslâmi hareketleri güçlendiriyor. Mısır’da yapılan meclis seçimlerinden Hürriyet ve Adalet Partisi ile Nur Partisi’nin ilk iki sırayı paylaşarak çıkmasının en önemli nedeni, bu iki hareketin Mısır toplumunda geniş bir tabana sahip olmaları yani organizasyon kabiliyetlerinin fevkalade yüksek oluşundan kaynaklanmaktadır. Her iki parti ve bunların dışındaki irili ufaklı İslâmcı hareketler seçim sürecinde mensuplarını ve toplumun geri kalan kısmını hızlı bir şekilde mobilize ederek seçime hazır olarak girdiler ve hak ettikleri zafere ulaştılar. Muhammed Mursi’nin cumhurbaşkanlığı makamına oturmasıyla tüm dünyanın gözü Mursi’ye dolayısıyla da Müslüman Kardeşler’e çevrilmiş oldu.

      Mısır’da yaşanan bu değişim süreci Mısır’da vesayet düzeninin sona erdiği anlamına gelmiyordu. Fakat bu kadarı bile ortamın havasını değiştirmeye yetti. 3 Temmuz 2013’te gerçekleştirilen darbe aynı zamanda Ortadoğu’daki gelişmelerin uzun vadede alacağı şekli göstermesi bakımından son derece dikkatle takip edilmesi gereken bir gelişme. Anlaşılan o ki Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin ve Müslüman Kardeşler hareketinin Tahrir sonrasındaki süreçte izlediği siyaset belli mahfillerde ciddi ölçüde rahatsızlık uyandırdı. Mursi’nin, göreve gelir gelmez uluslararası alanda önemli bir çaba sarf etmesi, stratejik ülkelere düzenlediği ziyaretler, aktif, yönlendirici ve kurucu bir Mısır inşa amacının olduğunu gözler önüne sermekteydi. Gerek bölgesel gerekse küresel aktörler Mısır toplumunun genel yapısı, davranış biçimi üzerinden özellikle de devrim sonrasında devrimi gerçekleştiren muhalifler içinde yer alan liberal,sol grupların tavır ve davranışları yanında Mübarek rejiminin kalıntılarının siyasal pozisyonlarından yararlanarakMısır’da darbe yaptılar. Mursi karşıtlarının, cumhurbaşkanlığı seçimi ve anayasa referandumu sürecinde daha örgütlü hareket etmeleri ülke içinde Müslüman Kardeşler karşıtlığını pekiştirerek sistematik bir hale getirmeye başladı. Halk oylaması sonucunda anayasa değişikliği yüzde 63 civarında bir oyla kabul edilmiş olsa da toplumun yüzde 30’u biraz aşan bir kesiminin anayasa oylamasına katılması ve büyük bir kısmının referandumu protesto etmesi ülkedeki sorunlar zincirini daha da pekiştirerek Mursi’nin önündeki engelleri artırmaya başladı.

      Bugün birilerini sevindiren, seçilmiş cumhurbaşkanının kolaylıkla alaşağı edilme süreci esasında siyaset dışı bir pozisyona tekabül ediyor. Mısır’ı bekleyen asıl en önemli tehlike, cumhurbaşkanının bu kadar kolay devrilebilmesidir.Bir ülkede özellikle de bir devrim süreci yaşamış; kuşatma altında ağır aksak yeniden yapılanma merhalesine geçmişbir ülkede cumhurbaşkanının asker tarafından dış dünya ile irtibat kurularak -sırf Müslüman Kardeşler mensubu olduğu için- devrilmesi ülkedeki istikrarsızlığı daha da körükleyecektir. Yarın başka bir cumhurbaşkanı geldiğindebu sefer de başkaları aynı başarısızlık söylemleri üzerinden ona karşı bir tavır oluşturup kısa sürede düşürebilirler. Bu tehlike güçlü ve bağımsız bir Mısır’ın oluşmasını engelleyecektir. Mısır toplumunun bu sabırsız tavrı bugün çok büyük problemleri beraberinde getirdi ve Mursi azledildi. Yarın ise benzer tavır nedeniyle daha başka ve daha büyük problemler ülkenin geleceğini tehlikeye atabilir.

      Mısır her ne kadar Tunus’tan sonra değişim sürecine girmiş olsa da bir anlamda Arap dünyasının kalbi konumunda. Dolayısıyla burada uygulamaya konulan yeni düzen Ortadoğu’nun tümünü domin taşları vari etkileyecektir. Nitekim Tunus’ta son günlerde yaşananlar, Suriye rejiminin Mısır’daki darbeyi desteklemesi ve Körfez ülkelerinin tavırları gelecek hakkında karamsar tablolar çizilmesine neden oluyor. O nedenle yeniden şekillenen bir Ortadoğu’da üçbaşkent üzerinden inşa edilebilecek bir ittifak üçgenin meydana getireceği büyük kırılmayı göz ardı etmemek gerekiyor. Bağımsız ve güçlü bir Mısır’ın, bağımsız ve güçlü bir Türkiye’nin, devrim sürecini başarıyla tamamlamış bağımsız vegüçlü bir Suriye’nin bir araya gelmesi, yani Ankara, Şam ve Kahire hattında güçlü bir ittifakın sağlanması demek küresel sistemin -hassaten Ortadoğu coğrafyasında- tamamen yeniden kurgulanması ve şekillenmesi anlamına gelecektir. Şu an itibariyle küresel güçleri korkutan şey de bu. Ve bu korkunç sonun gerçekleşmemesi için uğraşılmaktadır. Bu yüzden Arap uyanışı önce Körfez ülkeleri marifetiyle Suriye’de boğulmaya çalışıldı, Mısır’daki darbe ise bunun devamı olarak gerçekleşti.

      Bununla birlikte Müslüman Kardeşler’in haftalardır sürdürdükleri protestolar Arap sokağının uyandığının ve artık kolaylıkla göz ardı edilemeyeceğinin göstergesi olarak okunabilir. Bu bakımdan Mısır’daki darbe sürecinin asker kontrolünde devam etmesi mümkün değil. Her şeye rağmen bölge artık eskisi gibi değil ve köprünün altından çok suların geçtiği değişmez bir gerçek. Darbe yönetiminin ‘baltacılar’ marifetiyle olsun, güvenlik güçleri aracılığıyla olsun katlettiği insan sayısının günden güne artması, krizi derinleştirmeye dönük planlı, hedefli operasyonlar yürütüldüğünü açıkça ortaya koyuyor. Fakat netice ne olursa olsun Mısır artık hiçbir zaman Mübarek dönemindeki gibi olmayacak. Mısır toplumu iradesine sahip çıkarak askeri rejimi devirmeyi öğrendi. Artık eskiye dönmek muhal!

      Ramazan bayramınızı tebrik ediyor, yeni sayımızda buluşmayı temenni ediyoruz.

 

Umran


  • Sayı: 300
  • Sayı: 299
  • Sayı: 298
  • Sayı: 297
  • Sayı: 296
  • Sayı: 295
  • Sayı: 294
  • Sayı: 293
  • Sayı: 292
  • Sayı: 291
  • Sayı: 290
  • Sayı: 289