İslam Çağı, İslam Kardeşliği ve Kimlik Sorunu

 

Allah’ın Rasûlü(s.) Mekke’yi fethedip de Kabe’deki putları ‘Hak geldi, batıl yok olup
gitti.  Kuşku yok  ki  bâtıl yok  olmaya mahkumdur’( 17:81)  âyetini  okuyarak  bir bir 
kırdıktan  sonra  Habeş  asıllı  Bilâl’e(r.a),  Kabe’nin  üzerine  çıkarak  ezan  okumasını 
emretmişti.  İslâm’ın Müslüman  zihinlerde meydana getirdiği  köklü  inkılâbı  kavra­
maktan uzak kimi müşriklerin ‘Bir siyahi Kabe’nin üzerinde ha!’   mırıltıları arasın­
da Bilâl’in okuduğu  ezan Hakk’m bâtıl’a galebesini simgelemekle kalmıyor,  aynı za­
manda  Cahiliye Çağının  sona  erdiğim ve  İslâm  Çağının  başladığını  tüm  insanlığa 
ilan  ediyordu.  Bu  inkılâbın  asıl  amacı;  kalplerde  çöreklenen  putları  kırıp  zihinleri 
körelten cahiliye  tortularını  temizleyerek hayatın  merkezine  Allah’ı yerleştirmekti. 
“Islâm Çağı”nda,  her şey Allah-merkezli  olarak yeniden  tanımlanıyor, bütün iş ve 
ilişkiler  Allah’ı  merkeze  alarak  yeniden  kuruluyordu.  Rasûlüllah’m(s)  Mekke’nin 
fethinden sonra yaptığı konuşmaların bir bölümü şöyleydi:
“...Ey insanlar,  iyi biliniz ki,  cahiliye dönemine ait olan ve övünme nedeni ka­
bul edilen her şey şu anda ayaklarımın altındadır; hepsi kaldırılmıştır...  Bütün in­
sanlar Adem’dendir ve Adem topraktan yaratılmıştır...”
“İslâm Çağında cahiliye özelliklerini ortaya çıkarmayın.  Müslüman Müslümamn kardeşidir. Müslümanlar kendilerinden olmayanlara karşı birdirler, bütündür­
ler.  Düşmanlarına karşı topluca hareket eder,  birbirleriyle yardımlaşırlar...”  (Ce- 
laleddin Vatandaş,  Hz.  Muhammed’in Hayatı ve İslâm Daveti, Pınar y.İst-2005)
“İslâm Çağı”, cahil! anlayış ve değer yargılarını, cahili kimlik tanımlamalarını da 
çöp  sepetine  atmış,  yerine  ‘İslâm kardeşliğini”  ikâme  etmişti.  Medine’de  120  yıl­
dır  birbirleriyle savaşmış olan Evs ve Hazrec  kabileleri bu bilinçle  “kardeş”  olmuş­
lardı; bu birlikteliği  kendileri için tehlikeli gören Yahudi Şemmas bin Kays’m fitne­
sini  de  “Allah’ın İpi” ne yani  Kur’ân’a sarılarak(3/103) boşa çıkarmışlardı...
İmdi,  Kur’ân/lslâm  sayesinde  kalpleri  birbirine  kaynaşmış  olan  Müslümanları, 
bugün de birbirine  kırdırmak  için  çağdaş Şemmaslaryeni yeni sinsi plânlar hazırlı­
yor.  ABD’nin Siyonist güdümlü politikasının mimarlarından  Yahudi asıllı  Zbigniev
Brzezinsky’nin,  “Bundan  sonra  savaş  Müslümanlarla  diğerlerinin savaşı  değil,
Müslümanlarla Müslümanlarınsavaşı olacaktır.” sözü, bir öngörü olarak değil, bir 
strateji  olarak  okunmalıdır.  ABD-lsrail-lngiltere  şer  üçlüsünün,  BOP  çerçevesinde 
mezhebi(Şii-Sünni)  ve  etnik(Arap-Kürt-Türk)  ayrılıkları  ha bire  körükledikleri  ve 
bu amaç için milyarlarca dolar ayırarak bütün medyatik, psikolojik, istihbari imkan­
larını seferber ettikleri de biliniyor.
İşte  böyle  bir  süreçte;  Müslümanlar,  değer/kıymet  ölçüsü  olarak  ırk,  kan,  dil, 
renk, mezhep, meşrep değil  “takvâ”  ve  “kardeşlik”  merkezli bir söylemi önceleme- 
li, bu  fitne  ateşini  Kur’ân’a sarılarak söndürmelidirler.  İslâm  Çağı’nda  ayaklar altı­
na alman  cahili övünme unsurlarını  asla ve kat’a yeniden  terviç etmemelidirler.
Derginiz  Ümran,  bu  sebeple  0cak-2006  sayısını  “İslâm  Kardeşliği”ne  ayırdı. 
Kapak dosyamızın, ülke gündemini uzun süre “alt-üst”  edeceğe benzeyen  “kimlik”
tartışmalarına önemİi bir açılım getireceğine inanıyoruz.
Ayrıca,  bu  sayımızda  yer  alan;  kıymetli  edebiyatçımız  Afet  İlgaz  ile yaptığımız 
röportajı,  Samir  Amin’in  Avrupa  üzerine  değerlendirmelerini  ve  Abbas  Pirimoğ-lu ’nun Hitler’in Kavgam'ma karşı Kmalızâde’nin Ahlâk-ıAlâ’î’sini öneren yazısını ıs- 
kalamamanızı öneririz.
Ümran’m  yeni dizaynını  beğeneceğinizi umar;
Mübarek Kurban Bayramınızı  tebrik ederiz.

 

EDİTÖR                                             Ocak 2006, Sayı:137,Sayfa:1

Allah’ın Rasûlü(s.) Mekke’yi fethedip de Kabe’deki putları ‘Hak geldi, batıl yok olup gitti. Kuşku yok ki bâtıl yok olmaya mahkumdur’( 17:81) âyetini okuyarak bir bir kırdıktan sonra Habeş asıllı Bilâl’e(r.a), Kabe’nin üzerine çıkarak ezan okumasını emretmişti. İslâm’ın Müslüman zihinlerde meydana getirdiği köklü inkılâbı kavra­maktan uzak kimi müşriklerin ‘Bir siyahi Kabe’nin üzerinde ha!’ mırıltıları arasında Bilâl’in okuduğu ezan Hakk’ın bâtıl’a galebesini simgelemekle kalmıyor, aynı za­manda Cahiliye Çağının sona erdiğini ve İslâm Çağının başladığını tüm insanlığa ilan  ediyordu. Bu inkılâbın asıl amacı; kalplerde çöreklenen putları kırıp zihinleri körelten cahiliye tortularını temizleyerek hayatın merkezine Allah’ı yerleştirmekti. “İslâm Çağı”nda, her şey Allah-merkezli olarak yeniden tanımlanıyor, bütün iş ve ilişkiler Allah’ı merkeze alarak yeniden kuruluyordu. Rasûlüllah’ın(s) Mekke’nin fethinden sonra yaptığı konuşmaların bir bölümü şöyleydi:“...Ey insanlar, iyi biliniz ki, cahiliye dönemine ait olan ve övünme nedeni ka­bul edilen her şey şu anda ayaklarımın altındadır; hepsi kaldırılmıştır... Bütün in­sanlar Adem’dendir ve Adem topraktan yaratılmıştır...”“İslâm Çağında cahiliye özelliklerini ortaya çıkarmayın. Müslüman Müslümanın kardeşidir. Müslümanlar kendilerinden olmayanlara karşı birdirler, bütündür­ler.  Düşmanlarına karşı topluca hareket eder, birbirleriyle yardımlaşırlar...”  (Celaleddin Vatandaş,  Hz.  Muhammed’in Hayatı ve İslâm Daveti, Pınar y.İst-2005)“İslâm Çağı”, cahili anlayış ve değer yargılarını, cahili kimlik tanımlamalarını da çöp  sepetine  atmış, yerine ‘İslâm kardeşliğini” ikâme etmişti. Medine’de 120 yıl­dır birbirleriyle savaşmış olan Evs ve Hazrec  kabileleri bu bilinçle “kardeş” olmuş­lardı; bu birlikteliği kendileri için tehlikeli gören Yahudi Şemmas bin Kays’ın fitne­sini de “Allah’ın İpi”ne yani Kur’ân’a sarılarak(3/103) boşa çıkarmışlardı...İmdi,  Kur’ân/lslâm sayesinde kalpleri birbirine kaynaşmış olan Müslümanları, bugün de birbirine kırdırmak için çağdaş Şemmaslar yeni yeni sinsi plânlar hazırlı­yor. ABD’nin Siyonist güdümlü politikasının mimarlarından Yahudi asıllı Zbigniev Brzezinsky’nin, “Bundan sonra savaş Müslümanlarla diğerlerinin savaşı değil, Müslümanlarla Müslümanların savaşı olacaktır.” sözü, bir öngörü olarak değil, bir strateji olarak okunmalıdır. ABD-lsrail-lngiltere şer üçlüsünün, BOP çerçevesinde mezhebi(Şii-Sünni) ve etnik(Arap-Kürt-Türk) ayrılıkları habire körükledikleri ve bu amaç için milyarlarca dolar ayırarak bütün medyatik, psikolojik, istihbari imkan­larını seferber ettikleri de biliniyor. İşte  böyle bir süreçte; Müslümanlar, değer/kıymet ölçüsü olarak ırk, kan, dil, renk, mezhep, meşrep değil “takvâ” ve “kardeşlik” merkezli bir söylemi öncelemeli, bu fitne ateşini Kur’ân’a sarılarak söndürmelidirler. İslâm Çağı’nda ayaklar altı­na alınan cahili övünme unsurlarını asla ve kat’a yeniden terviç etmemelidirler. Derginiz Umran, bu sebeple 0cak-2006 sayısını “İslâm Kardeşliği”ne ayırdı. Kapak dosyamızın, ülke gündemini uzun süre “alt-üst” edeceğe benzeyen “kimlik” tartışmalarına önemİi bir açılım getireceğine inanıyoruz. Ayrıca, bu sayımızda yer alan; kıymetli edebiyatçımız Afet İlgaz ile yaptığımız röportajı, Samir Amin’in Avrupa üzerine değerlendirmelerini ve Abbas Pirimoğlu’nun Hitler’in Kavgam'ına karşı Kemalızâde’nin Ahlâk-ı Alâ’î’sini öneren yazısını ıskalamamanızı öneririz. Umran’ın yeni dizaynını beğeneceğinizi umar; Mübarek Kurban Bayramınızı tebrik ederiz.

 


  • Sayı: 300
  • Sayı: 299
  • Sayı: 298
  • Sayı: 297
  • Sayı: 296
  • Sayı: 295
  • Sayı: 294
  • Sayı: 293
  • Sayı: 292
  • Sayı: 291
  • Sayı: 290
  • Sayı: 289