Kur’an’ı Hayata Hayat Kılmak

     Editör                                                              Şubat 2010, Sayı: 186, Sayfa: 1

 

Allah Resulü, kutlu nebi vefat ettiğinde sahabeleri çok üzüldüler, ağladılar.
Rahmanın elçisi aralarından ayrılıyordu, ümmetini şefkatiyle kucaklayan
kutlu nebinin şefkatinden mahrum kalacaklardı. Haklıydılar ağlamakta
ama onlar sadece O’ndan mahrum kaldıkları için ağlamadılar. Onlar aynı
zamanda artık rahmet-i rahmanın canlı tanıkları olamayacaklarına da ağladılar. Yerin,
göğün Hz. Adem’den bu yana bildiği, tanıdığı Rahman-ı Rahim’in rahmeti olan vahy artık
yağmayacaktı. Nuh’a, Yakub’a, İbrahim’e, Musa’ya, İsa’ya -selam hepsinin üzerlerine
olsun ve âline- verdiği onlara da “nasip” olmuştu ama artık kesilmişti.
Onlar, sahabelerdi, onlar Kur’an’ı herkesten iyi anlamış olanlardı, onlar Kur’an’ı herkesten
iyi yaşamış olanlardı, onlar Kur’an’ın hayatlarına şahitlik ettiğine şahit olmuşlardı.
Kur’an, sahabelerin tarihleriydi, onların hatıralarıyla doluydu. Bir ayeti, belki, bir sahabi
yetiştirmişti bir diğerine koşa koşa, “ölçü tartıda hile yapmayın!” ayeti geldi diye
pazar yerinde, tam hurmaları tartarken. “Hani şu ayet var ya!” demiştir belki bir sahabi,
“hani “biz ‘Allah’ın yardımı ne zamandır?’ diyorduk da tam o sırada nazil olmuştu hatırlıyor
musun?”, cihad meydanında. Ebubekir ailesi, “Allah bizim kızımızı şu ayetleriyle
nasıl da temize çıkarmıştı!” demiştir belki de…
Onlar Allah Resulü’nün ümmetiydi. Onlar ayetlerin üzerlerinde hatıra bıraktığı kimselerdi.
Onlar hatıralarına baktıklarında Kur’an’ı, Kur’an’a baktıklarında hatıralarını
görüyorlardı. Onu izah edecek bir rehber kitaba, haritaya ihtiyaçları yoktu, çünkü hayatları
Kur’an, Kur’an da hayatları olmuştu.
Biz bundan mahrum kaldık. Bizim nasibimize hasretleri düştü.
İbn Mesud’a atfedilen bir ifadede, onun “sonraki devirlerde hafızların çok, âlimlerin
ise az olacağını; Kur’an-ı Kerim’in lafzının hürmet göreceğini, buna mukabil emirlerinin
tatbikinde insanların ihmal göstereceğini” haber verdiği rivayet edilir. 1
İbn Mesud’u haksız çıkarmak ne haddimize ne de mümkün!
Kur’an’ın okunması, ezberlenmesi ve anlaşılması çok tartışıldı, ya yaşanmasına ne demeli?
Bu sayımızda hem okunmasına hem de anlaşılmasına vurgu yapan yazarlarımız,
hocalarımız illaki yaşanmasının altını çiziyorlar.
Bu sayımız özel bir sayı oldu, tam on dört asır evvel nazil olmaya başlayan Kur’an ayetlerinin
hayata hayat kılınması, Kur’an’ın yaşanması için…

     Allah Resulü, kutlu nebi vefat ettiğinde sahabeleri çok üzüldüler, ağladılar. Rahmanın elçisi aralarından ayrılıyordu, ümmetini şefkatiyle kucaklayan kutlu nebinin şefkatinden mahrum kalacaklardı. Haklıydılar ağlamakta ama onlar sadece O’ndan mahrum kaldıkları için ağlamadılar. Onlar aynı zamanda artık rahmet-i rahmanın canlı tanıkları olamayacaklarına da ağladılar. Yerin, göğün Hz. Adem’den bu yana bildiği, tanıdığı Rahman-ı Rahim’in rahmeti olan vahy artık yağmayacaktı. Nuh’a, Yakub’a, İbrahim’e, Musa’ya, İsa’ya -selam hepsinin üzerlerine olsun ve âline- verdiği onlara da “nasip” olmuştu ama artık kesilmişti.

     Onlar, sahabelerdi, onlar Kur’an’ı herkesten iyi anlamış olanlardı, onlar Kur’an’ı herkesten iyi yaşamış olanlardı, onlar Kur’an’ın hayatlarına şahitlik ettiğine şahit olmuşlardı.

     Kur’an, sahabelerin tarihleriydi, onların hatıralarıyla doluydu. Bir ayeti, belki, bir sahabi yetiştirmişti bir diğerine koşa koşa, “ölçü tartıda hile yapmayın!” ayeti geldi diye pazar yerinde, tam hurmaları tartarken. “Hani şu ayet var ya!” demiştir belki bir sahabi, “hani “biz ‘Allah’ın yardımı ne zamandır?’ diyorduk da tam o sırada nazil olmuştu hatırlıyormusun?”, cihad meydanında. Ebubekir ailesi, “Allah bizim kızımızı şu ayetleriyle nasıl da temize çıkarmıştı!” demiştir belki de…

     Onlar Allah Resulü’nün ümmetiydi. Onlar ayetlerin üzerlerinde hatıra bıraktığı kimselerdi. Onlar hatıralarına baktıklarında Kur’an’ı, Kur’an’a baktıklarında hatıralarını görüyorlardı. Onu izah edecek bir rehber kitaba, haritaya ihtiyaçları yoktu, çünkü hayatları Kur’an, Kur’an da hayatları olmuştu.

     Biz bundan mahrum kaldık. Bizim nasibimize hasretleri düştü.

     İbn Mesud’a atfedilen bir ifadede, onun “sonraki devirlerde hafızların çok, âlimlerinise az olacağını; Kur’an-ı Kerim’in lafzının hürmet göreceğini, buna mukabil emirlerinin tatbikinde insanların ihmal göstereceğini” haber verdiği rivayet edilir.

     İbn Mesud’u haksız çıkarmak ne haddimize ne de mümkün!

     Kur’an’ın okunması, ezberlenmesi ve anlaşılması çok tartışıldı, ya yaşanmasına ne demeli? Bu sayımızda hem okunmasına hem de anlaşılmasına vurgu yapan yazarlarımız, hocalarımız illaki yaşanmasının altını çiziyorlar.

     Bu sayımız özel bir sayı oldu, tam on dört asır evvel nazil olmaya başlayan Kur’an ayetlerinin hayata hayat kılınması, Kur’an’ın yaşanması için...

 


  • Sayı: 302
  • Sayı: 301
  • Sayı: 300
  • Sayı: 299
  • Sayı: 298
  • Sayı: 297
  • Sayı: 296
  • Sayı: 295
  • Sayı: 294
  • Sayı: 293
  • Sayı: 292
  • Sayı: 291