Yeni Savaşlar Asimetrikleştirme, Şiddet Aktörleri ve Türkiye

 

Carl Von Clausewitz Savaş Sanatı kitabında “Savaş hasmı, irademizi yerine getirmeye zorlayan
bir şiddet hareketidir. Bütün savaşların amacı, düşman silahlı kuvvetlerini yok etme
yoluyla onun iradesini teslim almaktır” diyor. Ama durumun onun varsaydığından başka boyutlarının
olduğunu da her geçen gün daha iyi fark ediyoruz. O savaşa politikanın bir aracı olarak
bakıyordu. Yeni savaşlarda ise savaş bizzat politika olmuş ve istisnailiğini kaybetmiştir.
İnsanlık tarihi kadar eski bir kavram olan savaş, son on-yirmi yılda adım adım bilindik anlamlarından
iyice sıyrılmaya başlamış durumda artık. Savaşların gerçek tekelleri olan devletlerin yerine
giderek devlet-benzeri aktörlerin, hatta kısmen özel aktörlerin -yerel savaş lortlarından gerilla
gruplarına, dünya çapında faaliyet gösteren paralı askerlik şirketlerinden uluslararası “terör” ağlarına
kadar– geçmesiyle, bir ekonomik faaliyet alanı haline de gelen savaşların yapısı değişime
uğruyor. Neyin savaş olarak tanımlanıp tanımlanmayacağı akademik çevrelere özgü bir soru
olmaktan çıktı ve belki de tüm dünyayı bağlayan önemli bir konu haline geldi.
Savaşın siyasi bir araç olmaktan çıkıp bağımsız bir yaşam biçimi ve kendini ifade etmenin
abartılı bir tezahürü haline geldiği yeni durumda şiddet silahlı düşmandan ziyade sivil halka
yöneltilmiştir. Devlet kurmaktan çok devlet yıkmaya odaklı olan bu savaş biçimi gelecek perspektifinden
de yoksun olduğu için mahvedilmiş toplumlar üretir. Son kertede bu savaşlar yeni
sömürgeci yapılar üretirler. Çünkü toplumun kendi kendini örgütleme yetisini uzun süreliğine
yok ederek, izlenecek gelişim rotası hakkında karar verilmesini imkânsızlaştırırlar. Yeni savaşlar,
gerek bölgesel gerek ulusal gerekse küresel düzeyde süren çatışmalara yeni bir açıdan bakmayı
denemek için elverişli bir kavram.
Bu çerçevede Türkiye’nin yeni bölüşümde ne kazanıp ne kaybedeceğine 11 Temmuz 2015
tarihinden sonraki süreçte meydana gelen patlamaların yönünün karar vereceği anlaşılmış oldu.
Türkiye’nin, Ankara’dan İstanbul’a, Suruç’a kadar uzanan geniş bir alanda patlamaların yönlendireceği
siyasal talepleri karşılayıp karşılayamayacağının belli olması muhakkak bölüşümün ülkeyi
felakete götürecek sonuçlar taşıması ve buna razı edilmek istenmesiyle yakından ilgili. Bu siyasal
yönelimde, terörün, eski savaşlarda olduğu gibi cephede yapılıp halka temas etmeyen yönünün
tam tersine doğrudan hayatın içine seslenen yapısının etkisi çok büyük. Zira yeni durum
korku, kaygı, sokağa çıkamama, kalabalıkta dolaşamama, kalabalık dönemlerde gezmeme duygusundan
beslenir. Yeni savaşların aynı zamanda uzun savaşlar olduğu göz ardı edilmemelidir.
Bilindiği üzere postmodern silah sistemlerinden öne çıkan şey, hız ve kuvvet çarpanı ile yıkım
kapasitesi. Bu silahların büyük yıkıcı güçleri savaşlardaki katliamları daha da arttıracak cinsten,
dahası savaş alanının giderek insansızlaşması ise ahlaki boşluğu daha da arttıracak. Uzaktan
kontrol edilen bu savaşlar bir video oyununu andıracak. Zaten video oyunları ile yetişmiş olan
yeni kuşak askerler de bu silahlar ile düşman adını taşıyan yaratıkları tıpkı oyunlardaki gibi öldürebilecek.
Geleceğin savaşlarının daha çok uzayı ve hızı eksene alan, tahrip gücünü çoğu zaman
hızından alan silahlara dayalı olduğuna dair analizler var. Bir anlamda giderek bilim kurgu silahları
gerçekliğe dönüşüyor.
Yeni sayımızda buluşmak temennisiyle...

 

EDİTÖR                                                      Mayıs 2016, Sayı:261, Sayfa:1

Carl Von Clausewitz Savaş Sanatı kitabında “Savaş hasmı, irademizi yerine getirmeye zorlayan bir şiddet hareketidir. Bütün savaşların amacı, düşman silahlı kuvvetlerini yok etme yoluyla onun iradesini teslim almaktır” diyor. Ama durumun onun varsaydığından başka boyutlarının olduğunu da her geçen gün daha iyi fark ediyoruz. O savaşa politikanın bir aracı olarak bakıyordu. Yeni savaşlarda ise savaş bizzat politika olmuş ve istisnailiğini kaybetmiştir. İnsanlık tarihi kadar eski bir kavram olan savaş, son on-yirmi yılda adım adım bilindik anlamlarından iyice sıyrılmaya başlamış durumda artık. Savaşların gerçek tekelleri olan devletlerin yerine giderek devlet-benzeri aktörlerin, hatta kısmen özel aktörlerin -yerel savaş lortlarından gerilla gruplarına, dünya çapında faaliyet gösteren paralı askerlik şirketlerinden uluslararası “terör” ağlarına kadar– geçmesiyle, bir ekonomik faaliyet alanı haline de gelen savaşların yapısı değişime uğruyor. Neyin savaş olarak tanımlanıp tanımlanmayacağı akademik çevrelere özgü bir soru olmaktan çıktı ve belki de tüm dünyayı bağlayan önemli bir konu haline geldi. Savaşın siyasi bir araç olmaktan çıkıp bağımsız bir yaşam biçimi ve kendini ifade etmenin abartılı bir tezahürü haline geldiği yeni durumda şiddet silahlı düşmandan ziyade sivil halka yöneltilmiştir. Devlet kurmaktan çok devlet yıkmaya odaklı olan bu savaş biçimi gelecek perspektifindende yoksun olduğu için mahvedilmiş toplumlar üretir. Son kertede bu savaşlar yeni sömürgeci yapılar üretirler. Çünkü toplumun kendi kendini örgütleme yetisini uzun süreliğine yok ederek, izlenecek gelişim rotası hakkında karar verilmesini imkânsızlaştırırlar. Yeni savaşlar, gerek bölgesel gerek ulusal gerekse küresel düzeyde süren çatışmalara yeni bir açıdan bakmayı denemek için elverişli bir kavram. Bu çerçevede Türkiye’nin yeni bölüşümde ne kazanıp ne kaybedeceğine 11 Temmuz 2015 tarihinden sonraki süreçte meydana gelen patlamaların yönünün karar vereceği anlaşılmış oldu. Türkiye’nin, Ankara’dan İstanbul’a, Suruç’a kadar uzanan geniş bir alanda patlamaların yönlendireceği siyasal talepleri karşılayıp karşılayamayacağının belli olması muhakkak bölüşümün ülkeyi felakete götürecek sonuçlar taşıması ve buna razı edilmek istenmesiyle yakından ilgili. Bu siyasal yönelimde, terörün, eski savaşlarda olduğu gibi cephede yapılıp halka temas etmeyen yönünün tam tersine doğrudan hayatın içine seslenen yapısının etkisi çok büyük. Zira yeni durum korku, kaygı, sokağa çıkamama, kalabalıkta dolaşamama, kalabalık dönemlerde gezmeme duygusundan beslenir. Yeni savaşların aynı zamanda uzun savaşlar olduğu göz ardı edilmemelidir. Bilindiği üzere postmodern silah sistemlerinden öne çıkan şey, hız ve kuvvet çarpanı ile yıkım kapasitesi. Bu silahların büyük yıkıcı güçleri savaşlardaki katliamları daha da arttıracak cinsten, dahası savaş alanının giderek insansızlaşması ise ahlaki boşluğu daha da arttıracak. Uzaktan kontrol edilen bu savaşlar bir video oyununu andıracak. Zaten video oyunları ile yetişmiş olan yeni kuşak askerler de bu silahlar ile düşman adını taşıyan yaratıkları tıpkı oyunlardaki gibi öldürebilecek. Geleceğin savaşlarının daha çok uzayı ve hızı eksene alan, tahrip gücünü çoğu zaman hızından alan silahlara dayalı olduğuna dair analizler var. Bir anlamda giderek bilim kurgu silahları gerçekliğe dönüşüyor. Yeni sayımızda buluşmak temennisiyle... 

 


  • Sayı: 300
  • Sayı: 299
  • Sayı: 298
  • Sayı: 297
  • Sayı: 296
  • Sayı: 295
  • Sayı: 294
  • Sayı: 293
  • Sayı: 292
  • Sayı: 291
  • Sayı: 290
  • Sayı: 289