Eksen Sendromu Eksen Kayması Mı, Paradigma Tutsaklığı Mı?

     Editör                                                          Temmuz 2010, Sayı: 191, Sayfa: 1

 

Karşı-Aydınlanma, Machiavelli ve Tolstoy’un tarih anlayışı üzerine makaleleri, tek büyük
bir şey bilen kirpiye karşı birçok şey bilen tilkinin Batı düşüncesindeki yolculuğunu dili
döndüğünce ortaya koyan siyaset filozofu Isaiah Berlin1953’te kirpilerin “tek bir büyük
şeyi bildiğini” öne sürüyordu.
Türkiye ve dünya medyası son günlerde, uluslararası ilişkilerde yaşanan gelişmeleri
Türkiye’nin ekseniyle ilgili tartışmalar üzerinden okumayı deniyor. Özellikle İsrail’in
Gazze’ye uyguladığı ablukayı kırma girişimi için yola çıkan Mavi Marmara yardım gemisine
saldırısı ve Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi’nde İran’a uygulanması düşünülen uluslararası
yaptırım kararının alındığı oylamada “hayır” oyu kullanması eksen tartışmalarının her yanı
sarmasına neden oldu. Bu tartışmalar sürecinde entelektüel dünyanın olaya bakışında ortaya
çıkan art niyetli okumaların ne kadar “kirpice” olduğunu anlamak için Isaiah Berlin’e dönmek
gerekiyor bir süreliğine. Çünkü medyanın çok değer verdiği, sürekli görüşlerine başvurduğu
“kirpiler”in yanılma olasılığı çok yüksektir. Yazılıp çizilenlere bakıldığında “eksen kayması”
tartışmasının tam bir kafesleme operasyonuna dönüştüğünü görüyoruz. Eksenin kaydığı
varsayılsa bile eksen kaymasının zararlı olduğuna dair bir önkabul Isaiah Berlin’in deyimiyle
her şeyi biz biliriz kibrinin/seçkinciliğinin açık biçimde dışavurumu. Galiba, sorunun özü biraz
da burada...
Dış politika tercihlerinde sadece kendilerinin haklı olduğunu, hakikati gören sihirli bir
göze sahip olduklarını ve onlara katılmayan diğerlerinin haksız ve suçlu olduğunu düşünmek
korkunç ve tehlikeli bir kibirdir. Oysa başta eksen meselesi olmak üzere uluslararası ilişkilerdeki
değişimler çok uzun yıllar sürebilir.
Eksen tartışmalarıyla birlikte yeniden gündemin ilk sıralarına çıkan Kürt sorununun acilen
çözülmesi gerekliliğinin bir kere daha hissedilmesi, iç ve dış siyasetteki sorunların birbiriyle
ne kadar içli dışlı olduğunun anlaşılmasına neden oldu. Hükümet, “sıfır problem” parolasıyla
bölge ülkeleriyle giriştiği ilişkiler sayesinde PKK’nın eylem alanını iyiye daraltmıştı. Son
yaşanan süreçte gerek İran ile müsbet ilişkilerin ve BM Güvenlik Konseyi’nin İran’a koyduğu
ambargo kararına “hayır” oyu kullanmasının gerekse Mavi Marmara katliamı sonrasında ABD
ve İsrail ile ilişkilerin gerginleşerek bozulmasının PKK terörünü arttırdığı yönündeki analizler
artış gösterdi.
Umran bu iç içelikten hareketle, hem iç hem de dış politikadaki parametrelere odaklanan
bir sayı ile karşınızda.
Mavi Marmara’ya İsrail ordusunun kanlı müdahalesiyle ortaya çıkan durumun iç
ve dış politikadaki yansımalarını çeşitli boyutlarıyla ele alan Abdurrahman Babacan’ın
hazırladığı kapsamlı dosya aynı zamanda uluslar arası boyuta da sahip. Okuduğunuzda, Mavi
Marmara’da yaşananların perde arkasına ve bundan sonra yaşanabileceklere önemli ölçüde
vakıf olacaksınız. Zira bugünün ciddi meselelerinden biri, olan biteni takip etmek kadar anlamakla/
anlamlandırmakla ilgili...
PKK’ya karşı otuz yıla yakındır süren mücadele, tekrarlanan hatalar ve Kürt sorununda
gelinen aşama adeta yapısal bir sıkışma halinin dışavurumu. Çatışma ve terör ortamının
yarattığı psikolojik yabancılaşma toplumsal olarak işleri çok zorlaştırıyor. Kürt sorununun
çözümü başta olmak üzere toplum olarak nasıl bir arada yaşanacağına, ne olunacağına ve ne
yapılacağına dair hakikatin tespiti noktasında, kamusal olarak dikkate alınmayan ezber bozucu
bir perspektifin inşa edilmesi kaçınılmaz bir zorunluluk olarak önümüzde durmaktadır. Bu
bağlamda Ali Bulaç’la yapılan söyleşi oldukça ufuk açıcı. Çünkü bu söyleşi başka bir yol
öneriyor!..
Yeni sayımızda buluşmak dileğiyle.
Umran

     Karşı-Aydınlanma, Machiavelli ve Tolstoy’un tarih anlayışı üzerine makaleleri, tek büyük bir şey bilen kirpiye karşı birçok şey bilen tilkinin Batı düşüncesindeki yolculuğunu dili döndüğünce ortaya koyan siyaset filozofu Isaiah Berlin 1953’te kirpilerin “tek bir büyük şeyi bildiğini” öne sürüyordu.

     Türkiye ve dünya medyası son günlerde, uluslararası ilişkilerde yaşanan gelişmeleri Türkiye’nin ekseniyle ilgili tartışmalar üzerinden okumayı deniyor. Özellikle İsrail’in Gazze’ye uyguladığı ablukayı kırma girişimi için yola çıkan Mavi Marmara yardım gemisine saldırısı ve Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi’nde İran’a uygulanması düşünülen uluslararası yaptırım kararının alındığı oylamada “hayır” oyu kullanması eksen tartışmalarının her yanı sarmasına neden oldu. Bu tartışmalar sürecinde entelektüel dünyanın olaya bakışında ortaya çıkan art niyetli okumaların ne kadar “kirpice” olduğunu anlamak için Isaiah Berlin’e dönmek gerekiyor bir süreliğine. Çünkü medyanın çok değer verdiği, sürekli görüşlerine başvurduğu “kirpiler” in yanılma olasılığı çok yüksektir. Yazılıp çizilenlere bakıldığında “eksen kayması” tartışmasının tam bir kafesleme operasyonuna dönüştüğünü görüyoruz. Eksenin kaydığı varsayılsa bile eksen kaymasının zararlı olduğuna dair bir ön kabul Isaiah Berlin’in deyimiyle her şeyi biz biliriz kibrinin /seçkinciliğinin açık biçimde dışa vurumu. Galiba, sorunun özü birazda burada...

     Dış politika tercihlerinde sadece kendilerinin haklı olduğunu, hakikati gören sihirli bir göze sahip olduklarını ve onlara katılmayan diğerlerinin haksız ve suçlu olduğunu düşünmek korkunç ve tehlikeli bir kibirdir. Oysa başta eksen meselesi olmak üzere uluslararası ilişkilerdeki değişimler çok uzun yıllar sürebilir.

     Eksen tartışmalarıyla birlikte yeniden gündemin ilk sıralarına çıkan Kürt sorununun acilen çözülmesi gerekliliğinin bir kere daha hissedilmesi, iç ve dış siyasetteki sorunların birbiriyle ne kadar içli dışlı olduğunun anlaşılmasına neden oldu. Hükümet, “sıfır problem” parolasıyla bölge ülkeleriyle giriştiği ilişkiler sayesinde PKK’nın eylem alanını iyiye daraltmıştı. Son yaşanan süreçte gerek İran ile müsbet ilişkilerin ve BM Güvenlik Konseyi’nin İran’a koyduğu ambargo kararına “hayır” oyu kullanmasının gerekse Mavi Marmara katliamı sonrasında ABD ve İsrail ile ilişkilerin gerginleşerek bozulmasının PKK terörünü arttırdığı yönündeki analizler artış gösterdi.

     Umran bu iç içelikten hareketle, hem iç hem de dış politikadaki parametrelere odaklanan bir sayı ile karşınızda.

     Mavi Marmara’ya İsrail ordusunun kanlı müdahalesiyle ortaya çıkan durumun iç ve dış politikadaki yansımalarını çeşitli boyutlarıyla ele alan Abdurrahman Babacan’ın hazırladığı kapsamlı dosya aynı zamanda uluslar arası boyuta da sahip. Okuduğunuzda, Mavi Marmara’da yaşananların perde arkasına ve bundan sonra yaşanabileceklere önemli ölçüde vakıf olacaksınız. Zira bugünün ciddi meselelerinden biri, olan biteni takip etmek kadar anlamakla /anlamlandırmakla ilgili...

     PKK’ya karşı otuz yıla yakındır süren mücadele, tekrarlanan hatalar ve Kürt sorununda gelinen aşama adeta yapısal bir sıkışma halinin dışa vurumu. Çatışma ve terör ortamının yarattığı psikolojik yabancılaşma toplumsal olarak işleri çok zorlaştırıyor. Kürt sorununun çözümü başta olmak üzere toplum olarak nasıl bir arada yaşanacağına, ne olunacağına ve ne yapılacağına dair hakikatin tespiti noktasında, kamusal olarak dikkate alınmayan ezber bozucu bir perspektifin inşa edilmesi kaçınılmaz bir zorunluluk olarak önümüzde durmaktadır. Bu bağlamda Ali Bulaç’la yapılan söyleşi oldukça ufuk açıcı. Çünkü bu söyleşi başka bir yol öneriyor!..

     Yeni sayımızda buluşmak dileğiyle.

                                                                                                              Umran

 


  • Sayı: 300
  • Sayı: 299
  • Sayı: 298
  • Sayı: 297
  • Sayı: 296
  • Sayı: 295
  • Sayı: 294
  • Sayı: 293
  • Sayı: 292
  • Sayı: 291
  • Sayı: 290
  • Sayı: 289