321. Sayı Çıktı!
Görülebileceği gibi kaos teorisi, var olan sistemi sıfırlamak, formatlamak
için en uygun şartları oluşturan bir stratejidir. Hedefe varmak için düşman
kabul edilen ülkenin halkını kendi rızası ile teslim almak stratejinin
nirengi noktasıdır. Şer ittifakının ana hedefi, dünyanın kendi kontrollerinde,
“tek bir merkezden” yönetilmesidir. “Tek bir dünya devleti”, “tek bir dünya
hükümeti”, “tek bir dünya güvenlik örgütü”, “tek bir dünya dini”, “tek
hukuk sistemi” ve “tek merkezi dünya ekonomisi” oluşturma gayretindeler.

 

YENİ BİR DÜNYA YENİ BİR İNSAN-LIK

-Dijital Dünya Düzeni, Yapay Zekâ ve İnsanın Durumu-

     Salgınla birlikte yaygınlık kazanan ve derinleşen dijital dönüşüm, bundan sonra hayatın her alanında etkisini gösterecek. Artık dijital ekranlara ve dijital uygulamalara tam anlamıyla bağımlıyız. Sadece HES kodu uygulaması bile toplumun tüm katmanlarını dijitalleşme sürecine taşıdı denilebilir. Artık otobüse binerken, alışveriş merkezlerine girerken, hastanede sağlık hizmeti talep ederken, bir kamu kuruluşunda işlem yaptırırken dijital bir koda ihtiyaç duymaktayız.

     Salgın sürecinde kripto sanat yanında ekonomilerin büyük bir çöküş yaşaması sanal paraların gündeme gelmesini hızlandırdı. ABD, ekonomisini korumak amacıyla bir nevi dijital kölelik olan ‘Dijital Dolar Cüzdanı Yasası’nı kongreye sundu. FED her zamanki hegemonyasını devam ettirmek için dijital doların en büyük rezerv para olmasını istiyor. Rusya, Çin, Almanya ve Fransa dijital doların rezerv para olmasını engellemeye çalışıyor. Tüm bunlar on yıllardır süslenip takdim edilen küresel dünya düzeninin özünde belli bir zümrenin mutlak hâkimiyetine dayanan küresel dijital diktatörlük düzeni olduğunu gösteriyor. Ayrıca her ülke dijital para çıkarırsa bunların karşılığı ne olacak, sorusu şimdilik cevapsız durumda.

     Bilgiyi kontrol etme yeteneği, rekabet hâlindeki devletlerin gücünü belirlemede hayati öneme sahip, dünyanın ve hayatın nereye evirileceğini veriyi kontrol edenler belirleyecek. Savaşlar artık yalnızca karada, denizde ve havada değil, dijital dünyada da yaşanıyor. Konvansiyonel savaş teknolojisi şimdi yerini siber silahlara, siber savaşlara ve insansız savaş araçlarına bırakıyor. Dünyada en fazla siber saldırıya uğrayan ülkelerden biri konumundaki Türkiye düzenli bir biçimde hedef alınmaktadır. Siber saldırıların önlenmesi, verinin yurt içinde kalması, yüksek hızlı geniş bandın yaygınlaştırılması, kritik uygulamaların yerli imkânlarla geliştirilmesi için ülkenin iletişim altyapısını güçlendirecek her türlü teşebbüs devlet teşvikleri ile desteklenmelidir.

     Bambaşka bir sanayi devriminin yaşandığına dair güncel anlatılar insanın da artık eskisi gibi olamayacağına inanmamızı istiyor. Nano teknoloji, yapay zekâ, bio-genetik gibi alanlarda yürütülen bilimsel çalışmalar insana ve doğaya dair yeni bir sürecin başladığını haber veriyor. 21. yüzyılda yapay zekânın insan hayatının her alanına nüfuz edeceği öngörülmektedir. Teknolojinin değişmesiyle eski kuşaklar, meslekler ve anlayışlar kayboluyor, yeni meslekler, yeni kuşaklar, yeni insan nesli ortaya çıkıyor. Yeni teknolojiler, yeni işler, yeni meslekler ortaya çıkaracak, başarılı insanların yeteneklerinin önünü açacak, bu değişim ve dönüşüm bireylere hızla yükselme ve güçlenme sağlayacak, ama beraberinde toplumsal sorunları da getirecek. Her altmış saniyede Twitter’da 473 bin tweet, Instagram’da 43 bin fotoğraf paylaşılırken Google’da 3 milyonun üzerinde arama yapılıyor. Tüm bu büyük veri akışı mahremiyetin işgali olgusunu gündeme getiriyor.

     İnsanlık, yapay zekâ diye adlandırılan ve daha önce hiç karşılaşmadığı çok farklı ve yeni bir tecrübe ile karşı karşıya. Aslında bunların hepsi bir yaratıcı icat değil, Allah tarafından konulmuş yasaların keşfidirler. Şüphesiz bu keşifler önemsiz değildirler ama bir yaratıcı edasına girmenin ve bunlar üzerinden bir hegemoni yürütmenin bir anlamı yoktur. Söz konusu yapay zekâ da sonuçta bu kuralın dışında değildir. Çok daha önemlisi insanın zihni ile duygularının derinliği hesaba gelmeyeceği için taklit edilmesi, kopyalanması, yönetilmesi, post-hüman teorisyenlerinin kalıplarına sığabilmesi, yapay zekâya aktarılabilmesi imkânsız. Uzaya gitme hevesi de bu derinliğin arayışa girdiğinin bir göstergesi... Bu yüzden teknoloji ve dijitalin ontolojik bütünlüğe yerleşmesiyle kurulan “insan sonrası” nitelemesi ve yapay zekânın özneleşeceği hayli abartılı. Zira her tür teknik karşısında insan olmanın mümkünlükten çıkacağı öngörüsünün geçerliliği insanın tarihi göz önüne alındığında çok da gerçekçi değil. İnsan başka bir hâl alır ama eksik ve hatalarından, hastalıklarından, yaşlanmasından, zekâ sorunlarından azade kılınmış post-hüman bir varlık olamaz.

     Değerleri yaşatmak ile toplumu dönüştürmeyi karıştırmamak gerekiyor. Herkesin şunu çok iyi anlaması lazım! Dün, teknolojinin yerini tayin edememiş, dolayısıyla kendimizi bir türlü konumlandıramamıştık. Bu gelişim sürecine bağlı olarak bugün de elektronik dünyanın ve mesela dijitalleşmenin ve bir yapay zekânın yerini belirleyemiyoruz. Dolayısıyla mesela yaşatmamız gerektiği söylenegelen değerlerin ne olduğu ve nasıl yaşatılabileceği konusunda bir kanaate sahip değiliz. Bu konuda pek çok Batı dışı toplum gibi doyum noktasına ulaşılması mümkün görünmeyen bir teknoloji açlığımızın bunda rolü olduğu söylenebilir.

     Post-hüman’ın biraz da “mutant”larla anılması, insanın mutantlaşma beklentisi, kadim anlatılardaki “ölüme çare bulma” arzusu çağlar aşan yanılgılardan biri esasında. Post-hüman’ın ölüme giden değil ölümden kaçan varlığı anlatması, ikili dünya yerine tekli dünyaya eğilim göstermesi, ahiretin varoluşta eksiltili durması çağın genel zihin haritasını sunmakta. Esasında adına post-truth (gerçeklik sonrası) ya da post-hümanizm(hümanizm sonrası) diyelim fark etmez… Tüm bu “yeni” gibi görünen ideolojik söylemler, insanın nebevi gelenekten yüz çevirmesinin sonucu olan kalp/akıl buhranının ve arayışının tezahürleri şeklinde okunabilir. Şayet bu iyi ambalajlı ideolojik icatları referans alarak bugünü daha iyi anlayacağımızı ve yarının tarihini inşa edeceğimizi zannediyorsak, ziyadesiyle yanılgı içindeyizdir. Muhlis ve müteyakkız olmayanlar, ambalajın parlaklığı karşısında büyülendiği için, içindeki ürünün mahiyetini fark etmekte güçlük çekiyor. Modern uygarlığın en önemli özelliklerinden biri de illüzyon değil midir?

     Günümüzde uygarlığı temsil ettiğine inanan bir avuç elit, çıkarları ve ideolojik inançları doğrultusunda insanı, canlıları kontrole ve yeniden tasarıma soyunarak ilahlığa özenmektedir. Sanayi sonrası insanı, yeni bir “tür” görülüyordu artık, insanın yeni bir aşamaya geçtiği dile getiriliyordu. Görece insan ömrü uzasa, hastalıkların ilaçları ve aşıları bulunsa, hayatımızı kolaylaştıran Fordist üretim izafi bolluğu getirse de neticede insan-lık niteliklerini aynen devam ettirebildi. Post-hüman döneminde de yapay zekâya benzetilmeye çalışılan insan portresi, Habil-Kabil çatışmasını aşamayacağı için yine yeni yıkımlara yol verecek.

     Bu bakımdan insanlık vahyi bir mesaja dünkünden çok daha muhtaçtır. İnsani değerleriyle yeniden inşası bu mesaja bağlıdır. Kur’ân’ın ifadesiyle halis din, hayat pratiklerinden üretilmiş araç-değerlere karşılık yüksek-değerlerin yegâne kaynağıdır. Dünyayı sırf kendi araç-değerleriyle götürmek isteyen küresel paganizmin İslâm düşmanlığının sebebi de budur. Tevhidi din bir güç birikimi değildir, ama güç birikimlerini çözecek yegâne etkendir.

     Son günlerini yaşadığımız Ramazan-ı Şerif’in salih amellerle tamamlanmasını Rabbimizden niyaz ediyor, şimdiden Ramazan Bayramı’nızı tebrik ediyoruz.

     Yeni sayımızda buluşmak temennisiyle…

                                                                                        Umran


  • Sayı: 322
  • Sayı: 321
  • Sayı: 320
  • Sayı: 319
  • Sayı: 318
  • Sayı: 317
  • Sayı: 316
  • Sayı: 315
  • Sayı: 314
  • Sayı: 313
  • Sayı: 311-312
  • Sayı: 309-310